| imsak | |
| Sabah | 05:40 |
| Gün doğuşu | 07:23 |
| Öğle | 12:33 |
| İkindi | 15:09 |
| Gün batımı | 17:45 |
| Akşam | 18:08 |
| Yatsı | 19:13 |
| Gece yarısı | 00:02 |
Yorumlar: 0
Ayetullah Kaimmekami’nin Hamburg İslam Merkezine veda niteliğindeki beyanıSayın Ayetullah Seyyid Abbas Hüseyin Kaimmekami’nin IZH ve İmam Ali Camii yöneticiliği görevi sona erdi.
Ayetullah Kaimmekami Avrupa Şii İslam Alimleri ve İlahiyatçıları Birliği (IEUS) üyeleri tarafından Mayıs 2001’de birliğin yöneticiliğine seçilmiştir.
Mart 2009’da Almanyada’ki ilk Şii birliği kuruldu (Almanya Müslüman Şii topluluğu). Almanya’daki Şii topluluk ve Camiilerinin çatı örgütlenmesi olan bu kurumun yöneticiliğini de Ayetullah Kaimmekami üstlenmiştir.
IZH ve İmam Ali Camii yöneticiliği görevini bundan sonra Sayın Hüccetül-İslam Rıza Ramazani yürütecektir.
Ayetullah Kaimmekami’nin Hamburg İslam toplumuna veda niteliğindeki mektubu:
‘ Bir davranışın iyi ya da kötü olmasına hakkaniyet ölçüleri içinde karar verebilmenin yegâne yolu, düşüncelerimize akıl ve mantık kuralları çerçevesinde yön vermektir. Böylece rasyonel düşünme bizi doğru davranışlara yöneltir. Akıl ve mantık temelli olmayan davranışlar ve ifadeler, iyi ve kötüye karar vermek için bir ölçü olamaz.
İslam’ın ve Müslümanların çeşitli vesilelerle kötü olarak tanıtıldığı bir toplumda yaşayan bir Müslüman etrafında ne olursa olsun kendi dinini yaşamalı, Müslüman olarak karakterinden, doğru davranışlarından ödün vermemeli, gerekirse tüm bu olumsuzluklara yüz çevirmeyi bilmelidir.
Peygamberimiz bizlere, yanlış anlaşılmaya ve istenmeyen sonuçlara yol açacak her türlü ifade ve davranıştan kaçınmayı öğretmiştir. Aksi takdirde ortaya çıkabilecek fena sonuçlar yine bizi etkileyecektir. Dolayısıyla karşılıklı anlayış ve hoşgörüyü toplumumuzda yaygınlaştırmak inancın ve mutlu bir hayatın ilk şartıdır.
‘Ya benimlesin ya da düşmanımsın’ fikri hem akla hem de İslam öğretisine terstir. Bizim düşüncelerimizi ve değerlerimizi paylaşan kişileri kabul edip dost tutmak, buna karşın kendi çevremizden ve dinimizden olmayanları düşman kabul etmek İslam’ın evrensel düsturuna karşı gelmektir. İslam, taraftarlarını Müslüman olmayanlarla dostça ilişkiye girmeye davet ederken bunu bir taktik olarak emretmez, aksine bunu üstün ahlakın bir gerekliliği saydığı için emreder.
İnsanların, sadece kendi inancının doğru olduğuna inanma hastalığı, onları, diyalog fikrini bile kendi inancı doğrultusunda kullanmaya sevk etmiştir. Buna rağmen, son yıllarda ‘propaganda ve misyonerlik amacıyla diyalog’ fikrinin yerini ‘karşılıklı anlayışı geliştirmek için diyalog’ fikri almıştır. Böylece diyalog fikri kapalı kapılar ardında uzmanların tartıştığı bir mesele olmaktan çıkıp insanlar arasında da mevzu bahis olmuştur.
Batı toplumlarındaki laiklik anlayışı inançlar ya da İslami bir yaşam tarzının önünde bir engel değildir. Laiklik çoğulculuk ve toplumu oluşturan unsurların, farklı grupların kişisel ve dini haklarını garanti altına alan bir kurum olarak düşünülmelidir.
İslam’ın ve Müslümanların yerelleşmesi zamanla gerçekleşecek bir süreçtir. Batı toplumlarında Müslümanların kimliklerini korumaları çok hayati bir konudur. Her Müslüman kendi kimliğini korumakla mükelleftir. Ben, Müslüman kimliğini korumak için toplumdan uzak kalmayı ve kaynaşmamayı tavsiye edenlere asla katılmıyorum. Aksine Müslümanlar, toplumun diğer unsurlarıyla diyaloga geçmeli, kendilerini doğru tanıtmalı ve içinde yaşadığı topluma entegre olmalıdırlar.
Ben insanların, inanan-inanmayan, Müslüman-kâfir olarak sınıflandırılmasını tasvip etmiyorum. Kendini doğru görüp diğerini sapkın görmek ya da inananların dünyası, kafirlerin dünyası gibi ayrımcı tanımlar yapmak asla toplumu daha ileriye, hoşgörülü bir ortama taşımaz.
Avrupa toplumlarında yaşayan Müslümanların kaderi, kendilerini toplumlarından soyutlamak olmamalıdır. Bugün Avrupa’da, dünyanın değişik ülkelerinden gelmiş Müslümanların yaşadığı bir gerçektir. Belki onlardan bazıları, geldikleri ülkelerdeki yaşam tarzını ve zihniyetlerini burada da sürdürmek isteyeceklerdir. Bunlar fiziksel olarak Avrupa’da olsalar bile zihniyet olarak doğdukları toprakta olmayı tercih ederler. Eğer bir toplumda yaşıyorsak, orayı evimiz olarak kabul edebilmeli ve yine Müslüman olarak yaşayabilmeliyiz. Bunun için toplumun buna hazır oluş düzeyini ölçebilmeli, imkânları tartabilmeliyiz. Toplumun dışında kalmaya çalışmak problemleri çözmez, aksine çoğaltır.
Bu bilinçle ve tabii ki Allah’ın yardımıyla biz de ‘Almanya Şii toplumu’ olarak diğer İslam Merkezleri ve Camileri ile birlikte bu çabaları destekledik ve destekliyoruz. Değişik mezhep ve ülkelerden birçok İslami topluluk, Müslümanların Avrupa toplumlarına, kimliklerini kaybetmeksizin entegrasyonu için faydalı çalışmalar yapmakta, diğer din mensuplarıyla karşılıklı anlayış ve hoşgörüyü geliştirmek adına diyaloglarını sürdürmektedirler.
Batı toplumlarında kimsenin Müslümanları dinlemediğini, her türlü diyalog yolunun tıkalı olduğunu iddia eden bazı radikal söylemlere rağmen, bugün görüyoruz ki artık Müslümanlarla diyaloga açık birçok insan vardır. Bunlar, toplumun her kesiminden gelen, önceleri medyanın ve yanlış anlamalar sonucu Müslümanları yanlış tanıyan fakat zamanla gerçeği görmüş olan kişilerdir ki bunlardan bazıları da benim arkadaşlarımdır. İslam’ı böyle yanlış değerlendirmek için, şiddet yanlısı, görünüşte Müslümanlar gibi dar görüşlü olmak gerekir.'
Hamburg, Nisan 2009
|